|
ŞEKSPİRYEN - Kolaj Çalışma
GÖKTAY
Edgar’dan on, on beş ay
sonra dünyaya geldim diye, niçin göz yumayım o baş belası göreneklerin beni
harcamasına? Niçin izin vereyim beni mirastan yoksun bırakmak isteyen insanların
o eleştirel bakışlarına? Piçmişim, sefilin, alçağın biriymişim.
UĞUR
Ne hakla? Senin de namuslu,
şerefli bir kadının evladı kadar hatların düzgün, ruhun asil değil mi? Bedenin
babanın kalıbını taşımıyor mu?
GÖKTAY
Öyleyse niçin piçlik,
alçaklık damgası vuruluyor bize? Biz tabiatın gizli şehvet anlarında vücut
bulurken, evliliğin soğuk, yavan ve bıkkın döşeğinde, uykuyla uyanıklık arasında
peydah olan o ahmaklar sürüsünden daha özlü, daha dinç, daha ateşli unsurlarla
yoğrulmadık mı?
UĞUR
Kötülüğün asıl yüzünü iyice
görebilmek için, kötülük etmek gerekir. Haydi bakalım, erkek gibi davran. Senin
dostun olduğumu açıkça belirtmedim mi? Kaç kez söyledim sana, Edgar’dan nefret
ediyorum. Yürekten nefret ediyorum. Nasıl nefret ediyorsam cehennem azabından, o
kadar nefret ediyorum ondan. Sen de ondan boş yere nefret etmiyorsun. Öcümüzü
almak için el ele verdik mi, tamam.
GÖKTAY
Eee, babamın meşru oğlu
Edgar, mirasın benim olacak!
UĞUR
Meşru oğlu! Esaslı söz!
Akılla plan kurmak aceleye gelmez, zaman gerekir. Hele yalanım başarıya ulaşsın,
piç Edmund meşru Edgar’ı nasıl alt edermiş, o zaman görürüz. Zaman, o kadar çok
şeye gebe ki…
GÖKTAY
Şu insanlar ne budala
oluyor! Saf, kötülük nedir bilmediği için kötülükten şüphe bile etmeyen asil
yürekli bir kardeş! Yolumu açıkça görüyorum artık. Doğuşumla olamayacağına göre,
isteklerimi, (Uğur’u işaret ederek )zekam sayesinde elde edeceğim. Saf,
dürüst Edgar! Dürüst sanır budala, dürüst görünenleri de. Burnuna halkayı
geçirdin mi, götürürsün istediğin yere. Meşru kardeşim, öyle seviyorum ki seni,
ruhunu kısa zamanda cennete yollayacağım.
UĞUR
Cennet bizden hediye kabul
ederse eğer.
GÖKTAY
Ey tabiat! Benim tanrım
sensin. Ben senin kanunlarına kul köleyim. Maksadıma ulaşmak için her yol
mübahtır bana. Büyüyorum artık, yükseliyorum. Haydi tanrılar, koruyun piçleri.
(Çıkar)
UĞUR
Bana tetikçilik edecek bir
sersem buldum yine;
Menfaat ve kazanç olmasaydı
işin içinde
Hiç vakit harcar mıydım
böyle bir salağa?
Kendime hizmet ediyorum, ona
hizmet ettiğim için.
Tanrı tanığımdır, ne
sevgimden yapağım bunu, ne de doğru diye,
Öyle görünüp çıkarıma
bakacağım sadece;
Yoksa düşündüklerim,
niyetlerim
Görünüşüme, davranışıma
yansısaydı eğer,
Çok geçmez herkesin diline
düşerdim.
Göründüğüm gibi değilim ben.
Nefret ediyorum Edgar’dan;
Yatağıma benim yerime onun
girdiği herkesin dilinde,
Yalan mı doğru mu bilemem,
Ama doğruymuş gibi
davranacağım ben.
Tatlı laflar edilen bu
günleri
Hoş geçirtecek bir
sevgiliden yoksunum madem
Ben de bu günlerin boş
zevklerine tükürüp
Düzenler kurar, kötülüğü
uğraş seçerim.
Edmund ile Edgar, nefretle
birbirine düşsün diye tehlikeli planlar hazırladım.
Maksadıma erişirsem eğer,
Yaşayamaz Edgar bir gün
bile.
Benim yalancı ve kalleş
olduğum kadar dürüst ve doğru çıkarsan eğer,
Edgar cenneti boylar bugün.
Yap bunu, kurtar beni bu
dertten. Ölüm haberi gelmedikçe,
Dünyalar benim olsa, keyfim
gelmez yerine.
Ama tabiatına güvenim yok;
fazla insan sütü emmişsin,
Kestirmeden gidecek yürek
yok sende.
Gözün yükseklerde, hırslı
olmasına hırslısın;
Ama hırsına yoldaşlık edecek
gaddarlığın eksik.
Yücelere erişmek istersin;
doğru yoldan sapamazsın;
Sahtekarlığa yanaşmazsın,
ama hak etmeden kazanmaya varsın.
Sana, “Dilediğini elde etmek
istiyorsan
İşte böyle yapacaksın
yapmaktan korktuğunu,” diyecek
Biri lazım. Sen kalk gel
buraya, gel ki var gücümü söz edip
Akıtayım kulaklarından
içeri.
En kara günahları
işletecekleri zaman şeytanlar,
Bunu önce sevap diye
yutturmaya kalkarlar.
Tıpkı benim yaptığım gibi.
(Göktay girer)
GÖKTAY
Yapmakla olup bitse bu iş,
hemen yapardım,
Olur biterdi. Cinayetim
yolunu tıkasa akıbetin,
Onun ölümü benim yolumu
açsa,
Bir vuruşta sonuna varılsa
işin, hemen-
Şuracıkta, zaman denizinin
şu sığlık kıyısında:
Ahıreti harab ederdim, olur
biterdi.-
Ama bu işlerin dünyada
görülüyor hesabı.
Verdiğimiz kanlı dersi alan
bizden öğrendiğiyle
Gelip bela oluyor başımıza.
Doğruluğun
Şaşmaz eli, içine zehir
döktüğümüz kadehi
Bize sunuyor. Bir kere
kardeşim:
Değil kendim bıçaklamak, el
bıçağına karşı korumam gerek onu.
Sebep yok onu öldürmem için,
Beni mahmuzlayan tek şey,
kendi yükselme hırsım;
O da bir atlayış atlar ki
atın üstüne
Öbür tarafa devrilir, eğerde
duracak yerde.
Kalsın bu iş, gitmiyoruz
daha ileri.
UĞUR
Giyinip kuşandığın umut
sarhoş muydu yoksa?
Sızmış mıydı şimdiye dek?
Şimdi de ayılınca
Pervasızca kurduklarından
ürküp beti, benzi atıyor.
İstemekte yiğit, yapmaya
gelince korkak öyle mi?
Hakkını almaya can
atacaksın,
Ama kendi gözünde bir
yüreksiz kalarak yaşayacaksın.
Ömrün boyunca “isterim”,
arkasından, “yapamam”, diyeceksin.
Atasözündeki çaresiz kedi
misali:
Balık ağzıma gelsin, ama
ayağım suya değmesin.
GÖKTAY
Ya başaramazsam?
UĞUR
Başaramazsam ne demek?
Sen yüreğini gergin tut
yalnız,
Bak nasıl oluyormuş
başarmak.
Üstelik biz de yaygarayı
basar, ölümüne yanar yakılırsak
Kimin haddine başka türlü
düşünmek?
GÖKTAY
Kana susamış fikirlere yol
gösteren ifritler!
Gelin ve doldurun içimi
tepeden tırnağa zulümle gaddarlıkla!
Öyle koyulaştırın ki kanımı,
Vicdana giden yollar
tıkansın, pişmanlığa geçit vermesin.
Merhamet içime işleyemez
olsun!
İnsanlığım yumuşatıp da beni
sarsmasın korkunç kararımı;
Aman vermesin bana işim
bitinceye dek.
Gelin, cinayet elçileri,
gelin neredeyseniz,
Siz ey varlığın göze
görünmez kötülük yılanları, gelin.
Gel karanlık gece;
cehennemin en koyu dumanına bürün de gel,
Gel ki görmesin açacağım
yarayı
Keskin hançerimin gözü bile.
Karanlık göklerden hiçbir
ışık sızıp da
Haykırmasın “Dur! Vurma!”
diye.
UĞUR
Yüzün bir kitap gibi açık;
İçindeki karmaşayı sana kim
baksa okur.
Dünyayı aldatmak isteyen
dünyaya benzemeli.
Bakışın, ellerin, dillerin
gülsün;
Dışından lekesiz bir çiçek
ol, içinden zehirli bir yılan.
Yüzümüzü bir maske gibi
takacağız yüreğimize
İçindekini görmesinler diye.
En iblisçe davrandığımızda
bile bir aziz gibi görünmeli.
GÖKTAY
Kalleş bir yüz gizlesin
kalleş yüreğin bildiğini.
UĞUR [Göktay’ın
arkasından fısıldar]
Bir hançer mi şu önümde
gördüğüm?
Kabzası elime dönük? Gel,
tutayım seni.-
Yoksun elimde, ama yine
görünmedesin.
Uğursuz görüntü, göze var
ele yok musun sen?
Zihnimin bir hançeri misin
yoksa?
Hummalı beynim mi uydurdu
seni?
Görüyorum işte yine;
tutulacak gibisin,
Şu kınından sıyırdığım
hançer gibi.
Gitmekte olduğum yolu
gösteriyorsun bana
Ve kullanacağım silahın ta
kendisini.
GÖKTAY
Sen ey sağlam katı toprak,
Duyma ayak seslerimi, bilme
gittiğim yeri;
Bakarsın, taşların dillerini
tutamaz, yerimi açık ederler:
Bozarlar şu anın ona çok
yaraşan dehşetini.
Ya batırır, ya çıkarır bu iş
bizi.
(Çıkar)
UĞUR
Şimdi kalkıp da kötülük ettiğimi söylesinler bakalım bana.
Kurnazlıktan uzak, basbayağı akla yatan bir öğüt verdim ona. Neden kötü oluyorum
öyleyse? İşi sokmadım mı onun çıkarına uygun bir yola? Önce Edgar’ın karısıyla
evlenirim. Kocasını öldürtmüşsem ne çıkar bundan? Bir kadına bu durumda ilan-ı
aşk edilmiş midir hiç? Bir kadın bu durumda kazanılmış mıdır hiç? Ben bu kadını
seviyorum ama öyle kuru kuruya bir ihtiras değil benimki. Bütün isteğim intikam
almak. Çünkü Edgar’ın karımın yatağına girdiğinden şüpheleniyorum. Bunu düşünmek
bile zehirli bir ilaç gibi içimi kemiriyor. Hiçbir şey rahat ettiremez beni
ölmüş bile olsa onunla ödeşmeden. Karıma karşı karısı. Doğrusu sadece intikam da
değil gözettiğim. Çok gizli bir gayem var ki, buna ulaşmak için evlenmem
gerekiyor bu kadınla. Bu gece ya gerçekleşir bütün dileklerim, ya da mahvolur
giderim.Tanrı, Edgar’ı rahmetine kavuştursun ve didişip uğraşmak için bana
bıraksın dünyayı. Edgar hala nefes alıyor, o ortadan kalktıktan sonra ancak
saymalıyım kazançlarımı. Tamam, her şey tasarlandı. Neler kuruyorum kafamda, hiç
beklenmedik: Kimseler sezinlemeden yapmam gerek bunları. Cehennemle gecenin
karanlığı, doğuracak dünyanın aydınlığına bu canavar yaratığı.
(Göktay girer)
GÖKTAY
Yaptım yapacağımı. Uykusunda
“Allah’ım bizi koru!” dedi. Ben de “Amin” demek istedim, diyemedim.
UĞUR
O kadar derin düşünme.
GÖKTAY
Evet ama, neden amin
diyemedim?
Allah’a sığınmaya en gerek
duyduğum anda
Amin sözü çıkmadı,
düğümlendi boğazımda.
UĞUR
Rahmet neye yarar bir suç
olmazsa silinecek
İnsan iki şey beklemez mi
dualarından:
Günah işlememek, işleyince
de bağışlanmak.
Kaldır öyleyse başını: Bir
günahtır işlemişsin. Kaldır.
GÖKTAY
Ama hangi duaya sığar benim
yaptığım?
Bağışla bu korkunç suçumu
diyebilir miyim?
Diyemem. Çünkü bende, elimde
duruyor artık
Uğrunda kardeşimi öldürdüğüm
şeyler.
Nasıl bağışlanır suçunu
başında taşıyan?
Çamurlu, pis yollarında bu
dünyanın
Altın dolu eller adaleti
yanıltabilir;
Kanunları satın aldığı çok
görülmüştür
Cinayet kanlarına bulanmış
kazançların.
Ama yukarda, alavere
dalavere yok yukarda.
Ne yaptıysan tıpa tıp onu
bulursun yukarda.
Orada tepeden tırnağa, bütün
suçlarımızı
Ortaya dökmek zorundayız.
Ne yapmalı öyleyse? Ne
kalıyor yapılacak?
UĞUR
Suçluyum demek, diyebilmek,
evet, büyük şey bu.
Ama günah çıkarmak neye
yarar?
GÖKTAY
Ah, iğrenç kaderim, ölümden
karanlık kaderim benim!
Çamurlara batmış zavallı
ruhum benim.
Çırpındıkça batan, battıkça
çırpınan ruhum!
Melekler, kurtarın,
kurtarmaya çalışın beni!
Bükülün, bükülmek bilmeyen
dizlerim!
Siz de, ey çelik telleri
yüreğimin,
Yumuşamayın yeni doğmuş
çocuğun sinirleri gibi.
Kim bilir, bir şeyler
değişir belki.
UĞUR
Böylesine düşünmeye gelmez
bu işer:
Aklını kaçırır insan.
Soylu gücünü yıpratıyorsun
bu bozuk düşüncelerle.
Ölenle niçin ölmez sana
verdiği tasa?
Devası olmayan şeyleri
unutmak gerek: Olan olmuş bir kere.
Kötülükle başlayan işler
kötülükle sağlamlaşır.
GÖKTAY
Bir ses duyar gibi oldum:
“Uyku yok artık sana!
Macbeth uykuyu öldürdü!”
Yeniden yükseldi ses: “Uyku
yok artık!
Edmund uykuyu öldürdü. Onun
için
Iago’ya uyku yok artık!
Richard’a uyku yok artık!”
UĞUR
Merhamet Tanrım! Yok, düş
gördüm sadece.
Ah, korkak vicdan, azap
çektiriyorsun bana.
GÖKTAY
Çıksın her şey çığırından,
varsın yıkılsın bu dünya
Ahıretin yanı sıra; korkudan
yediğim lokma
Geçmeyecekse boğazımdan, her
gece karabasanlar saracaksa uykularımı.
Durmadan azap içinde
kıvranmaktansa
Ölüp huzura ermek daha iyi,
Huzura ermek için
öldürdüklerimizin yanı başında.
UĞUR
Olan oldu, değişmez artık.
Bana yön veren akıl kuşkuyla
asla çökmez,
Taşıdığım yürek korkudan
titremez.
GÖKTAY
(Ellerine bakar)
Şu halime bak, korkunç!
UĞUR
Işıklar mavi yanıyor, vakit
tam geceyarısı.
GÖKTAY
Kapılar mı vuruluyor bir
yerde? Ne oldu bana?
En küçük gürültü korkutur
oldu beni.
Öyle bozuk ki içim, günahın
özü gibi öyle bozuk ki,
Her küçük olay büyük bir
felaketin
Öncüsü gibi geliyor bana.
Nedir bu eller? Gözlerimi
oyuyor bu eller!
UĞUR
Git, biraz su bul; yıka şu
elindeki pis tanığı!
GÖKTAY
Koca Poseidon’un bütün
denizleri
Yıkayabilir mi bu elleri?
Nerede?
Ellerim kana bular
denizleri,
Kızıla çevirir o engin
yeşilleri.
UĞUR
Biraz su bu işten bizi
temizler.
Ne kolaymış görürsün.
Yüreğin gevşedi biraz, o
kadar.
Kendinden geçme bu saçma
düşüncelere dalıp!
İşte seninkilerle aynı renk
benim ellerim de.
Öylesine boğulmuşum ki kana,
günah günahı çekiyor.
Engel dinlemem artık kendi
çıkarımın önünde.
Öylesine kan içinde
yüzüyorum ki artık,
Geri gitsem de bela, ileri
gitsem de.
Ama utanırım yüreğim solsa
korkudan senin gibi.
Yaşlar akıtılan merhametin
bu gözlerde yok yeri.
Vız gelir bana günah
işlemek!
GÖKTAY
Kendimi bilmemek daha iyi
Ne yaptığımı bilmektense!
Vur, vur da uyandır Edgar’ı!
Keşke uyandırabilsen,
nerede!
UĞUR
Edgar gömüldü diyorum sana:
Mezarından çıkamaz Edgar.
GÖKTAY
Edgar mezarında şimdi.
Hayatın ateşli humması ardından uyur, huzur dolu içi. Yapılacak kalleşlik
yapıldı ona, bitti.
UĞUR
Sus! Yeter artık! Her
sözünle bir hançer saplıyorsun bağrıma.
Yardın yüreğimi, ikiye
böldün.
İçimin derinlerine çevirdin
gözlerimi,
Öyle kara, öyle yoğun
lekeler var ki içimde
Silinir, yıkanır gibi
değil.Her yanım titriyor, soğuk ter döküyorum.
Gidelim buradan: Korkular,
karanlıklar düştü içime birden.
Neden korkacak mışım?
Kendimden mi?
Başka kimse yok. Richard
Richard’ı sever.
Yani ben benim. Bir katil mi
var burada?
Hayır.
GÖKTAY
Ben varım ya. Kaç o halde.
UĞUR
Ne kendimden mi? Ne diye?
GÖKTAY
Öc alırım yoksa.
UĞUR
Kendi kendimden mi? Severim
kendimi.
GÖKTAY
Niye sevecekmişim? Bir hayrım mı dokundu kendime?
Ah, hayır, yaptıklarımdan
ötürü nefret ediyorum kendimden.
Alçağın tekiyim ben.
UĞUR
Yok, yalan, değilim. Bir
daha, kendin hakkında iyi şeyler söyle.
GÖKTAY
Dalkavukluk etme budala.
(Edgar’ın hayaletini görürler)
UĞUR
Ben yaptım diyemezsin elbet!
Beni gösterme öyle kanlı
başını sallayıp.
Başını sallama da konuş,
söyle.
GÖKTAY
Çekil! Git karşımdan! Git,
toprak gizlesin seni!
UĞUR
Kanın kurudu senin; ilik yok
artık kemiklerinde.
Bakış yok üstümüze diktiğin
o gözlerde.
Hayatıma zar atmışım ben,
Bir insan neyi göze
alabilirse almışım göze.
Ne çıkarsa çıksın bahtıma,
kaçmam!
Gel, yaklaş, kudurmuş Rus
ayısı!
Azılı gergedan, cana susamış
kaplan!
GÖKTAY
Böyle görünme de ne olursan
ol!
UĞUR
Kılım kıpırdamayacak
karşında
Diril istersen, kılıcını
çek, çağır beni
Issız bir yere. Korkar da
evime kapanırsam
Bir kızın bebeği de bana,
bebeği de!
GÖKTAY
Çekil git, pis hortlak.
Uydurma surat, çekil git!
(Hayalet gitmiştir)
UĞUR
Hakladığım bütün insanların
ruhları
Buraya geliyor galiba ve
benden öç almak için
Tehditler savuruyor her
biri.
GÖKTAY
Ah, bir leş benim suçum,
gökleri tutuyor kokusu.
En eski lanet, kardeş kanı
var içinde.
Dua da edemiyorum, ne kadar
istesem de.
Günahım ağır basıyor dua
isteğimden.
Nedir bu? Şu kırılası
ellerin üstünde
Kardeş kanı bir parmak
kalınlığında da olsa,
Hiçbir yağmur, hiçbir
rahmeti göklerin
Yıkayamaz mı, bembeyaz
edemez mi bu elleri?
Çık elimden, lanet leke çık
diyorum sana! Bir, iki: haydi!
Nedir bu? Hiç
temizlenmeyecek mi bu eller? Kan kokusu var hala.
UĞUR
Bin bir dili var vicdanımın,
Her biri bir hikaye
anlatıyor. Her hikaye de
Suçluyor beni alçak diye.
Yalan yere yeminin en
büyüğü,
GÖKTAY
Cinayet dersen en korkuncu;
UĞUR
Her dereceden her türlü
günah, hepsi
Dolmuş mahkemeye
haykırıyorlar:
GÖKTAY
Suçlu! Suçlu!
UĞUR
Umutsuzluk çöküyor üstüme.
Beni seven yok.
Ölürsem acımaz kimse.
GÖKTAY
Ne diye acısınlar, ben
acıyor muyum kendime?
UĞUR
Aman ne doğru!
Ne yaman bir kırbaç
vicdanımın suratına!
Bir orospu yanağı bile
sürdüğü boyaların altında
Daha çirkin değildir,
değildir doğrusu
Yaldızlı sözlerim altındaki
günahlarımdan!
Ah ne ağır bir yük bu beni
ezen!
GÖKTAY
Of! Yeter artık! Yeter!
[Karanlık olur]
UĞUR
Cehennem ne
karanlıkmış!
Nazım Uğur Özüaydın
15 Mayıs 2003
&
.
5 Ocak 2004
Beylerbeyi
Kaynaklar: Kral Lear,
Othello, III. Richard, Macbeth, Hamlet
Karakterler: Edmund, Iago,
Richard, Macbeth, Lady Macbeth, Claudius, Gertrude
|