OBJEKTİVİZM: AYN RAND`DAN ALINTILAR
 [Felsefe]
ŞEKSPİRYEN
 [Kolaj Çalışma]
ŞEKSPİRYEN (English)
 [Collage Work]







HUZUR
 [AHMET HAMDİ TANPINAR(Roman)]




ŞEKSPİRYEN - Kolaj Çalışma

GÖKTAY

Edgar’dan on, on beş ay sonra dünyaya geldim diye, niçin göz yumayım o baş belası göreneklerin beni harcamasına? Niçin izin vereyim beni mirastan yoksun bırakmak isteyen insanların o eleştirel bakışlarına? Piçmişim, sefilin, alçağın biriymişim.

UĞUR

Ne hakla? Senin de namuslu, şerefli bir kadının evladı kadar hatların düzgün, ruhun asil değil mi? Bedenin babanın kalıbını taşımıyor mu?

GÖKTAY

Öyleyse niçin piçlik, alçaklık damgası vuruluyor bize? Biz tabiatın gizli şehvet anlarında vücut bulurken, evliliğin soğuk, yavan ve bıkkın döşeğinde, uykuyla uyanıklık arasında peydah olan o ahmaklar sürüsünden daha özlü, daha dinç, daha ateşli unsurlarla yoğrulmadık mı?

UĞUR

Kötülüğün asıl yüzünü iyice görebilmek için, kötülük etmek gerekir. Haydi bakalım, erkek gibi davran. Senin dostun olduğumu açıkça belirtmedim mi? Kaç kez söyledim sana, Edgar’dan nefret ediyorum. Yürekten nefret ediyorum. Nasıl nefret ediyorsam cehennem azabından, o kadar nefret ediyorum ondan.  Sen de ondan boş yere nefret etmiyorsun. Öcümüzü almak için el ele verdik mi, tamam.

GÖKTAY

Eee, babamın meşru oğlu Edgar, mirasın benim olacak!

UĞUR

Meşru oğlu! Esaslı söz! Akılla plan kurmak aceleye gelmez, zaman gerekir. Hele yalanım başarıya ulaşsın, piç Edmund meşru Edgar’ı nasıl alt edermiş, o zaman görürüz. Zaman, o kadar çok şeye gebe ki…

GÖKTAY

Şu insanlar ne budala oluyor! Saf, kötülük nedir bilmediği için kötülükten şüphe bile etmeyen asil yürekli bir kardeş! Yolumu açıkça görüyorum artık. Doğuşumla olamayacağına göre, isteklerimi, (Uğur’u işaret ederek )zekam sayesinde elde edeceğim. Saf, dürüst Edgar! Dürüst sanır budala, dürüst görünenleri de. Burnuna halkayı geçirdin mi, götürürsün istediğin yere. Meşru kardeşim, öyle seviyorum ki seni, ruhunu kısa zamanda cennete yollayacağım.

UĞUR

Cennet bizden hediye kabul ederse eğer.

GÖKTAY

Ey tabiat! Benim tanrım sensin. Ben senin kanunlarına kul köleyim. Maksadıma ulaşmak için her yol mübahtır bana. Büyüyorum artık, yükseliyorum. Haydi tanrılar, koruyun piçleri.
(Çıkar)

UĞUR

Bana tetikçilik edecek bir sersem buldum yine;
Menfaat ve kazanç olmasaydı işin içinde
Hiç vakit harcar mıydım böyle bir salağa?
Kendime hizmet ediyorum, ona hizmet ettiğim için.
Tanrı tanığımdır, ne sevgimden yapağım bunu, ne de doğru diye,
Öyle görünüp çıkarıma bakacağım sadece;
Yoksa düşündüklerim, niyetlerim
Görünüşüme, davranışıma yansısaydı eğer,
Çok geçmez herkesin diline düşerdim.
Göründüğüm gibi değilim ben.
Nefret ediyorum Edgar’dan;
Yatağıma benim yerime onun girdiği herkesin dilinde,
Yalan mı doğru mu bilemem,
Ama doğruymuş gibi davranacağım ben.
Tatlı laflar edilen bu günleri
Hoş geçirtecek bir sevgiliden yoksunum madem
Ben de bu günlerin boş zevklerine tükürüp
Düzenler kurar, kötülüğü uğraş seçerim.
Edmund ile Edgar, nefretle birbirine düşsün diye tehlikeli planlar hazırladım.
Maksadıma erişirsem eğer,
Yaşayamaz Edgar bir gün bile.
Benim yalancı ve kalleş olduğum kadar dürüst ve doğru çıkarsan eğer,
Edgar cenneti boylar bugün.
Yap bunu, kurtar beni bu dertten. Ölüm haberi gelmedikçe,
Dünyalar benim olsa, keyfim gelmez yerine.
Ama tabiatına güvenim yok; fazla insan sütü emmişsin,
Kestirmeden gidecek yürek yok sende.
Gözün yükseklerde, hırslı olmasına hırslısın;
Ama hırsına yoldaşlık edecek gaddarlığın eksik.
Yücelere erişmek istersin; doğru yoldan sapamazsın;
Sahtekarlığa yanaşmazsın, ama hak etmeden kazanmaya varsın.
Sana, “Dilediğini elde etmek istiyorsan
İşte böyle yapacaksın yapmaktan korktuğunu,” diyecek
Biri lazım. Sen kalk gel buraya, gel ki var gücümü söz edip
Akıtayım kulaklarından içeri. 
En kara günahları işletecekleri zaman şeytanlar,
Bunu önce sevap diye yutturmaya kalkarlar.
Tıpkı benim yaptığım gibi.
(Göktay girer)

GÖKTAY

Yapmakla olup bitse bu iş, hemen yapardım,
Olur biterdi. Cinayetim yolunu tıkasa akıbetin,
Onun ölümü benim yolumu açsa,
Bir vuruşta sonuna varılsa işin, hemen-
Şuracıkta, zaman denizinin şu sığlık kıyısında:
Ahıreti harab ederdim, olur biterdi.-
Ama bu işlerin dünyada görülüyor hesabı.
Verdiğimiz kanlı dersi alan bizden öğrendiğiyle
Gelip bela oluyor başımıza. Doğruluğun
Şaşmaz eli, içine zehir döktüğümüz kadehi
Bize sunuyor. Bir kere kardeşim:
Değil kendim bıçaklamak, el bıçağına karşı korumam gerek onu.
Sebep yok onu öldürmem için,
Beni mahmuzlayan tek şey, kendi yükselme hırsım;
O da bir atlayış atlar ki atın üstüne
Öbür tarafa devrilir, eğerde duracak yerde.
Kalsın bu iş, gitmiyoruz daha ileri.

UĞUR

Giyinip kuşandığın umut sarhoş muydu yoksa?
Sızmış mıydı şimdiye dek? Şimdi de ayılınca
Pervasızca kurduklarından ürküp beti, benzi atıyor.
İstemekte yiğit, yapmaya gelince korkak öyle mi?
Hakkını almaya can atacaksın,
Ama kendi gözünde bir yüreksiz kalarak yaşayacaksın.
Ömrün boyunca “isterim”, arkasından, “yapamam”, diyeceksin.
Atasözündeki çaresiz kedi misali:
Balık ağzıma gelsin, ama ayağım suya değmesin.

GÖKTAY

Ya başaramazsam?

UĞUR

Başaramazsam ne demek?
Sen yüreğini gergin tut yalnız,
Bak nasıl oluyormuş başarmak.
Üstelik biz de yaygarayı basar, ölümüne yanar yakılırsak
Kimin haddine başka türlü düşünmek?

GÖKTAY

Kana susamış fikirlere yol gösteren ifritler!
Gelin ve doldurun içimi tepeden tırnağa zulümle gaddarlıkla!
Öyle koyulaştırın ki kanımı,
Vicdana giden yollar tıkansın, pişmanlığa geçit vermesin.
Merhamet içime işleyemez olsun!
İnsanlığım yumuşatıp da beni sarsmasın korkunç kararımı;
Aman vermesin bana işim bitinceye dek.
Gelin, cinayet elçileri, gelin neredeyseniz,
Siz ey varlığın göze görünmez kötülük yılanları, gelin.
Gel karanlık gece; cehennemin en koyu dumanına bürün de gel,
Gel ki görmesin açacağım yarayı
Keskin hançerimin gözü bile.
Karanlık göklerden hiçbir ışık sızıp da
Haykırmasın “Dur! Vurma!” diye.

UĞUR

Yüzün bir kitap gibi açık;
İçindeki karmaşayı sana kim baksa okur.
Dünyayı aldatmak isteyen dünyaya benzemeli.
Bakışın, ellerin, dillerin gülsün;
Dışından lekesiz bir çiçek ol, içinden zehirli bir yılan.
Yüzümüzü bir maske gibi takacağız yüreğimize
İçindekini görmesinler diye.
En iblisçe davrandığımızda bile bir aziz gibi görünmeli.

GÖKTAY

Kalleş bir yüz gizlesin kalleş yüreğin bildiğini.

UĞUR      [Göktay’ın arkasından fısıldar]

Bir hançer mi şu önümde gördüğüm?
Kabzası elime dönük? Gel, tutayım seni.-
Yoksun elimde, ama yine görünmedesin.
Uğursuz görüntü, göze var ele yok musun sen?
Zihnimin bir hançeri misin yoksa?
Hummalı beynim mi uydurdu seni?
Görüyorum işte yine; tutulacak gibisin,
Şu kınından sıyırdığım hançer gibi.
Gitmekte olduğum yolu gösteriyorsun bana
Ve kullanacağım silahın ta kendisini.

GÖKTAY

Sen ey sağlam katı toprak,
Duyma ayak seslerimi, bilme gittiğim yeri;
Bakarsın, taşların dillerini tutamaz, yerimi açık ederler:
Bozarlar şu anın ona çok yaraşan dehşetini.
Ya batırır, ya çıkarır bu iş bizi.
(Çıkar)

UĞUR

Şimdi kalkıp da kötülük ettiğimi söylesinler bakalım bana. Kurnazlıktan uzak, basbayağı akla yatan bir öğüt verdim ona. Neden kötü oluyorum öyleyse? İşi sokmadım mı onun çıkarına uygun bir yola? Önce Edgar’ın karısıyla evlenirim. Kocasını öldürtmüşsem ne çıkar bundan? Bir kadına bu durumda ilan-ı aşk edilmiş midir hiç? Bir kadın bu durumda kazanılmış mıdır hiç? Ben bu kadını seviyorum ama öyle kuru kuruya bir ihtiras değil benimki. Bütün isteğim intikam almak. Çünkü Edgar’ın karımın yatağına girdiğinden şüpheleniyorum. Bunu düşünmek bile zehirli bir ilaç gibi içimi kemiriyor. Hiçbir şey rahat ettiremez beni ölmüş bile olsa onunla ödeşmeden. Karıma karşı karısı. Doğrusu sadece intikam da değil gözettiğim. Çok gizli bir gayem var ki, buna ulaşmak için evlenmem gerekiyor bu kadınla. Bu gece ya gerçekleşir bütün dileklerim, ya da mahvolur giderim.Tanrı, Edgar’ı rahmetine kavuştursun ve didişip uğraşmak için bana bıraksın dünyayı. Edgar hala nefes alıyor, o ortadan kalktıktan sonra ancak saymalıyım kazançlarımı. Tamam, her şey tasarlandı. Neler kuruyorum kafamda, hiç beklenmedik: Kimseler sezinlemeden yapmam gerek bunları. Cehennemle gecenin karanlığı, doğuracak dünyanın aydınlığına bu canavar yaratığı.

(Göktay girer)

GÖKTAY

Yaptım yapacağımı. Uykusunda “Allah’ım bizi koru!” dedi. Ben de “Amin” demek istedim, diyemedim.

UĞUR

O kadar derin düşünme.

GÖKTAY

Evet ama, neden amin diyemedim?
Allah’a sığınmaya en gerek duyduğum anda
Amin sözü çıkmadı, düğümlendi boğazımda.

UĞUR

Rahmet neye yarar bir suç olmazsa silinecek
İnsan iki şey beklemez mi dualarından:
Günah işlememek, işleyince de bağışlanmak.
Kaldır öyleyse başını: Bir günahtır işlemişsin. Kaldır.

GÖKTAY

Ama hangi duaya sığar benim yaptığım?
Bağışla bu korkunç suçumu diyebilir miyim?
Diyemem. Çünkü bende, elimde duruyor artık
Uğrunda kardeşimi öldürdüğüm şeyler.
Nasıl bağışlanır suçunu başında taşıyan?
Çamurlu, pis yollarında bu dünyanın
Altın dolu eller adaleti yanıltabilir;
Kanunları satın aldığı çok görülmüştür
Cinayet kanlarına bulanmış kazançların.
Ama yukarda, alavere dalavere yok yukarda.
Ne yaptıysan tıpa tıp onu bulursun yukarda.
Orada tepeden tırnağa, bütün suçlarımızı
Ortaya dökmek zorundayız.
Ne yapmalı öyleyse? Ne kalıyor yapılacak?

UĞUR

Suçluyum demek, diyebilmek, evet, büyük şey bu.
Ama günah çıkarmak neye yarar?

GÖKTAY

Ah, iğrenç kaderim, ölümden karanlık kaderim benim!
Çamurlara batmış zavallı ruhum benim.
Çırpındıkça batan, battıkça çırpınan ruhum!
Melekler, kurtarın, kurtarmaya çalışın beni!
Bükülün, bükülmek bilmeyen dizlerim!
Siz de, ey çelik telleri yüreğimin,
Yumuşamayın yeni doğmuş çocuğun sinirleri gibi.
Kim bilir, bir şeyler değişir belki.

UĞUR

Böylesine düşünmeye gelmez bu işer:
Aklını kaçırır insan.
Soylu gücünü yıpratıyorsun bu bozuk düşüncelerle.
Ölenle niçin ölmez sana verdiği tasa?
Devası olmayan şeyleri unutmak gerek: Olan olmuş bir kere.
Kötülükle başlayan işler kötülükle sağlamlaşır.

GÖKTAY

Bir ses duyar gibi oldum:
“Uyku yok artık sana! Macbeth uykuyu öldürdü!”
Yeniden yükseldi ses: “Uyku yok artık!
Edmund uykuyu öldürdü. Onun için
Iago’ya uyku yok artık! Richard’a uyku yok artık!”

UĞUR

Merhamet Tanrım! Yok, düş gördüm sadece.
Ah, korkak vicdan, azap çektiriyorsun bana.

GÖKTAY

Çıksın her şey çığırından, varsın yıkılsın bu dünya
Ahıretin yanı sıra; korkudan yediğim lokma
Geçmeyecekse boğazımdan, her gece karabasanlar saracaksa uykularımı.
Durmadan azap içinde kıvranmaktansa
Ölüp huzura ermek daha iyi,
Huzura ermek için öldürdüklerimizin yanı başında.

UĞUR

Olan oldu, değişmez artık.
Bana yön veren akıl kuşkuyla asla çökmez,
Taşıdığım yürek korkudan titremez.

GÖKTAY

(Ellerine bakar) Şu halime bak, korkunç!

UĞUR

Işıklar mavi yanıyor, vakit tam geceyarısı.

GÖKTAY

Kapılar mı vuruluyor bir yerde? Ne oldu bana?
En küçük gürültü korkutur oldu beni.
Öyle bozuk ki içim, günahın özü gibi öyle bozuk ki,
Her küçük olay büyük bir felaketin
Öncüsü gibi geliyor bana.
Nedir bu eller? Gözlerimi oyuyor bu eller!

UĞUR

Git, biraz su bul; yıka şu elindeki pis tanığı!

GÖKTAY

Koca Poseidon’un bütün denizleri
Yıkayabilir mi bu elleri? Nerede?
Ellerim kana bular denizleri,
Kızıla çevirir o engin yeşilleri.

UĞUR

Biraz su bu işten bizi temizler.
Ne kolaymış görürsün.
Yüreğin gevşedi biraz, o kadar.
Kendinden geçme bu saçma düşüncelere dalıp!
İşte seninkilerle aynı renk benim ellerim de.
Öylesine boğulmuşum ki kana, günah günahı çekiyor.
Engel dinlemem artık kendi çıkarımın önünde.
Öylesine kan içinde yüzüyorum ki artık,
Geri gitsem de bela, ileri gitsem de.
Ama utanırım yüreğim solsa korkudan senin gibi.
Yaşlar akıtılan merhametin bu gözlerde yok yeri.
Vız gelir bana günah işlemek!

GÖKTAY

Kendimi bilmemek daha iyi
Ne yaptığımı bilmektense!
Vur, vur da uyandır Edgar’ı!
Keşke uyandırabilsen, nerede!

UĞUR

Edgar gömüldü diyorum sana:
Mezarından çıkamaz Edgar.

GÖKTAY

Edgar mezarında şimdi. Hayatın ateşli humması ardından uyur, huzur dolu içi. Yapılacak kalleşlik yapıldı ona, bitti.

UĞUR

Sus! Yeter artık! Her sözünle bir hançer saplıyorsun bağrıma.
Yardın yüreğimi, ikiye böldün.
İçimin derinlerine çevirdin gözlerimi,
Öyle kara, öyle yoğun lekeler var ki içimde
Silinir, yıkanır gibi değil.Her yanım titriyor, soğuk ter döküyorum.
Gidelim buradan: Korkular, karanlıklar düştü içime birden.
Neden korkacak mışım? Kendimden mi?
Başka kimse yok. Richard Richard’ı sever.
Yani ben benim. Bir katil mi var burada?
Hayır.

GÖKTAY

Ben varım ya. Kaç o halde.

UĞUR

Ne kendimden mi? Ne diye?

GÖKTAY

Öc alırım yoksa.

UĞUR

Kendi kendimden mi? Severim kendimi.

GÖKTAY

Niye sevecekmişim? Bir hayrım mı dokundu kendime?
Ah, hayır, yaptıklarımdan ötürü nefret ediyorum kendimden.
Alçağın tekiyim ben.

UĞUR

Yok, yalan, değilim. Bir daha, kendin hakkında iyi şeyler söyle.

GÖKTAY

Dalkavukluk etme budala.

                             (Edgar’ın hayaletini görürler)

UĞUR

Ben yaptım diyemezsin elbet!
Beni gösterme öyle kanlı başını sallayıp.
Başını sallama da konuş, söyle.

GÖKTAY

Çekil! Git karşımdan! Git, toprak gizlesin seni!

UĞUR

Kanın kurudu senin; ilik yok artık kemiklerinde.
Bakış yok üstümüze diktiğin o gözlerde.
Hayatıma zar atmışım ben,
Bir insan neyi göze alabilirse almışım göze.
Ne çıkarsa çıksın bahtıma, kaçmam!
Gel, yaklaş, kudurmuş Rus ayısı!
Azılı gergedan, cana susamış kaplan!

GÖKTAY

Böyle görünme de ne olursan ol!

UĞUR

Kılım kıpırdamayacak karşında
Diril istersen, kılıcını çek, çağır beni
Issız bir yere. Korkar da evime kapanırsam
Bir kızın bebeği de bana, bebeği de!

GÖKTAY

Çekil git, pis hortlak. Uydurma surat, çekil git!

                                               (Hayalet gitmiştir)

UĞUR

Hakladığım bütün insanların ruhları
Buraya geliyor galiba ve benden öç almak için
Tehditler savuruyor her biri.

GÖKTAY

Ah, bir leş benim suçum, gökleri tutuyor kokusu.
En eski lanet, kardeş kanı var içinde.
Dua da edemiyorum, ne kadar istesem de.
Günahım ağır basıyor dua isteğimden.
Nedir bu? Şu kırılası ellerin üstünde
Kardeş kanı bir parmak kalınlığında da olsa,
Hiçbir yağmur, hiçbir rahmeti göklerin
Yıkayamaz mı, bembeyaz edemez mi bu elleri?
Çık elimden, lanet leke çık diyorum sana! Bir, iki: haydi!
Nedir bu? Hiç temizlenmeyecek mi bu eller? Kan kokusu var hala.

UĞUR

Bin bir dili var vicdanımın,
Her biri bir hikaye anlatıyor. Her hikaye de
Suçluyor beni alçak diye.
Yalan yere yeminin en büyüğü,

GÖKTAY

Cinayet dersen en korkuncu;

UĞUR

Her dereceden her türlü günah, hepsi
Dolmuş mahkemeye haykırıyorlar:

GÖKTAY

Suçlu! Suçlu!

UĞUR

Umutsuzluk çöküyor üstüme. Beni seven yok.
Ölürsem acımaz kimse.

GÖKTAY

Ne diye acısınlar, ben acıyor muyum kendime?

UĞUR

Aman ne doğru!
Ne yaman bir kırbaç vicdanımın suratına!
Bir orospu yanağı bile sürdüğü boyaların altında
Daha çirkin değildir, değildir doğrusu
Yaldızlı sözlerim altındaki günahlarımdan!
Ah ne ağır bir yük bu beni ezen!

GÖKTAY

Of! Yeter artık! Yeter!

[Karanlık olur]

UĞUR

Cehennem ne karanlıkmış!       

Nazım Uğur Özüaydın
15 Mayıs 2003
&      .
5 Ocak 2004
Beylerbeyi

Kaynaklar: Kral Lear, Othello, III. Richard, Macbeth, Hamlet

Karakterler: Edmund, Iago, Richard, Macbeth, Lady Macbeth, Claudius, Gertrude

 

Anasayfa  |   Özgeçmiş  |   Fotoğraflar  |   Video  |   Yazılar  |   İletişim